| | Create free blog ( Türkçe , Deutsch , Español )

benim sayfam

4 "nurullah genç" etiketi kullanan gönderi "nurullah genç" etiketi kullanan diğer içerikler resimler , videolar

SEN GELİYORSUN

Sen geliyorsun; kuşlar geliyor bahçelerden
Papatya kokusu bir de, sen gelmeden önce

Nasıl tanıyorum bilsen geçtiğin sokakları
Biraz mahmur oluyor bakışları, fersiz, çaresiz
Ölü kelebekler görüyorum sokak köşelerinde
Duvar diplerine bırakılmış acılar
Yorgun ihtiyarlar bir de, gençliğini arayan

Sen tüm sokaklardan geçmişsin meğer
Hangisine baktıysam rengi bembeyaz
Bir dokun bin ah işit pencereden
Bir asker ağlıyor kenarında sessizce
Yavuklusunun adını unutmuş gözlerinde
Ne zaman biteceğini askerliğinin
Nereye gideceğini, kim olduğunu

Aklının karıştığı mahzenlerde
Bir adam izlerine bakıyor delice
Şimdi sen geliyorsun, biliyorum
Hayallerim geliyor, umutlarım, mutluluğum
Hiçbir şeyi görmüyor gözlerim
Gireceğin kapıdan başka

Nurullah Genç


MAĞARALAR

Rüzgârına kapıldım hazin bir sonbaharın
Ahengine büründüm çıldıran aynaların
Korkunç bir heyulada gömüldükçe derine
Kapandım kan dağının hayalet evlerine
Günlerimi boşluğun ipinde sıraladım
Her akşam gözlerimin akını karaladım
'Kavurucu bir yazın sıcağını ân' diye
Kar çiçeği sevdiğim saatlere hediye
Sesler yankılanınca arkamdan ve önümden
Bir şey koptu ve uçtu semalara gönlümden
Anladım ki, sonuna ulaşınca bir ömür
Yeni bir ömür başlar, daha güçlü, daha gür
Ve ruhun gergefinde nakışların arzular
Baykuşlar bana âşık, bana düşkün kayalar
Diye üzülmüyorm; kapım taş, pencerem taş
Gönlüme mağaranın duvarları arkadaş
Ah, yalnızlığın şekle bürünen cenâzesi
Ah, ruhumun hastalık taşıyan ferâcesi
Her akşam hançeriyle bani kalpten yaralar
İçime karanlığı dolduran mağaralar

Nurullah Genç


AŞKIM İSYANDIR BENİM

yanarım; öyle bakma yüzüme yağmur gibi
dağıt kalbini saran hasret bulutlarını
parlasın gözlerinde sonsuzluk usaresi
dalgınlık evlerinin en güzel melikesi
sevemem, tozlu raflar arasına girmeden
çöllerim kandır benim
sevemem, karanlığı bir daha devirmeden
aşkım isyandır benim

Nurullah Genç

UYUMSUZLUĞUN ŞİİRİ


Sana göre değilim; sırtımda kambur viraneleri ömrün
Ellerimde birikmiş kan damlaları; ayaklarım tutuklu
Yüzüm istediğince taze değil; kirpiklerim yıpranmış
Gözlerim diri, bakışlarım hercai değil meydanlarda

Yürümek istesek deniz kenarında, her şey kararıyor
Bakmak dilesek gönlümüzce ufka, bulutlar yanıyor
Hiçbir şey gereğince olmuyor, ne sessizlik, ne çığlık
Ayağa kalktığım yerde oturuyorsun; göğe dönüyorsun
Gülümsediğin yerde ağlıyorum; yere bakıyorsun

Ne zamana değin ıssız bir sevda, kırık aynalarda
Ne zamana kadar acı bekleyişler uyandıracak volkanları
Seninde özgür bir evrenin olmalıydı yeryüzünde
Seninde uşakların su dökmeli avucuna yorgun bezirganların
Seninle sahilde yürümeliydi rüzgar
Biraz rıhtım koymalıydı, biraz dünya ve şiir

Hain kahkahalar yükselmemeli gölgelerden
Tenhalar size bakmamalı, kırılmamalı pencereler
Mum yakmalısınız romantik olsun diye karanlık
Yokluğumda keşfetmelisin özgürlüğü
Unutmasan da silinmeyen izlerimi bir ömür, her taraf deniz

‘‘ancak ölüm’’ desek de, ayrılık dudaklarında bir ölüm gibi
gelip ayıracak kalplerimizin öpüşen dudaklarını
bir daha görmeyeceğim yüzünü gözlerimde
celladınla uçurumlarda gezdireceksin ayaklarını

sonrası nedir bilir misin, tufan mı, kıyamet mi? ateş niçin?
Ne ben varım senin için dünyada, ne de sen yaşadın benim için

Nurullah Genç