| | Create free blog ( Türkçe , Deutsch , Español )

benim sayfam

22 "ümit yaşar oğuzcan" etiketi kullanan gönderi (sayfa 1)"ümit yaşar oğuzcan" etiketi kullanan diğer içerikler resimler , videolar

BEŞİNCİ MEKTUP

Ayrılık diye bir şey yok. 
Bu bizim yalanımız. 
Sevmek var aslında, özlemek var, beklemek var. 
Şimdi neredesin? Ne yapıyorsun? 

Güneş çoktan doğdu. 
Uyanmış olmalısın. 
Saçlarını tararken beni hatırladın, değil mi? 
Öyleyse ayrılmadık. 
Sadece özlemliyiz ve bekliyoruz. 

Zamanı hatırlatan her şeyden nefret ediyorum. 
Önce beklemekten. 
Ömür boyunca ya bekliyor ya bekletiyor insan. 
İkisi de kötü, ikisi de hazin tarafı yaşantımızın. 

Bir çocuğun önce doğmasını bekliyorlar, 
Sonra yürümesini, konuşmasını, büyümesini... 
Zaman ilerliyor, bu defa para kazanmasını, 
Kanunlara saygı göstermesini, 
İnsanları sevmesini, aldanmasını, aldatmasını bekliyorlar. 

Ve sonra ölümü bekleniyor insanoğlunun. 
Ya o? Ya o? 
İnsanlardan dostluk bekliyor, sevgilisinden sadakat, 
Çocuklarından saygı ve bir parça huzur bekliyor, 
Saadet bekliyor yaşamaktan. 

Zaman ilerliyor, bir gün o da ölümü bekliyor artık. 
Aradıklarının çoğunu bulamamış, 
Beklediklerinin çoğu gelmemiş bir insan olarak 
Göçüp gidiyor bu dünyadan. 

İşte yaşamak maceramız bu. 
Yaşarken beklemek, beklerken yaşamak 
Ve yaşayıp beklerken ölmek! 

Özleme bir diyeceğim yok. 
O kömür kırıntıları arasında parlayan bir cam parçası. 
O nefes alışı sevgimizin, kavuşmalarımızın anlamı. 
O tek güzel yönü bekleyişlerimizin. 

İnsanlığımız özleyişlerimizle alımlı, 
Yaşantımız özlemlerle güzel. 
Özlemin buruk bir tadı var, hele seni özlemenin. 
Bir kokusu var bütün çiçeklere değişmem. 
Bir ışığı var, bir rengi var seni özlemenin, anlatılmaz. 

Verdiğin bütün acılara dayanıyorsam; 
Seni özlediğim içindir. 
Beklemenin korkunç zehri öldürmüyorsa beni; 
Seni özlediğim içindir. 
Yaşıyorsam; içimde umut varsa, 
Yine seni özlediğim içindir. 

Seni bunca özlemesem; bunca sevemezdim ki!

ÜMİT YAŞAR OĞUZCAN


 

BEKLEYEN

Hangi yalnızlıktır iten seni bu sığ sulara 
Hangi şekilsiz gerçek bağlayan ellerini 
Kattığın bir acı gülüştür düştüğün korkulara 
Kim baksa gözlerine görür beklediğini 

Saçında bir tel vardır, o çağırır hüznü 
Ellerindir yorulmuş, anlaşılmamış, nemli, soğuk 
Bir rengi vardır dudaklarının saklayan gülüşünü 
Ne zaman baksam gözlerine ağlar bir çocuk 

Ne kadar gülsen ortada kırıklığın öyle gerçek 
Sen bir sarılarda, bir yeşillerde, bir morlarda 
Sanki bir kederdir ömrün hiç bitmeyecek 

Kimbilir seni bekleyen kim şimdi o yollarda 
Bilmediğim, görmediğin kim çıkacak o romanlardan 
Bir masal kahramanı mı? Ki kalmış eski zamanlardan 

Ümit Yaşar Oğuzcan 

ANI


Ne varsa en güzel üç gün üç gece
Bir kıyı şehrinde seninle yaşadık
Tutuştum,elim ellerine değince
Öylesi sıcaktın,öylesi aydınlık

Güzellikten,mutluluktan,sevgiden
Kumların üstünde bir evren yarattık
O dakikalar yaşandı mı sahiden
Bir düş müydü yoksa gercekten var mıydık

Nasıl geçip gidiverdi o zamanlar
O bir daha zor yaşanılır çılgınlık
O alev alev yaktığımız ormanlar

Ey şimdi o kıyı şehrinde kalanlar
Duyun,anlayın,haykırın çığlık çığlık
Böyle bir anı bir daha yaşanmaz artık.

Ümit Yaşar Oğuzcan


AŞKIMIZIN SON ÇARŞAMBASI


Pazar
Pazartesi
Salı
Seni bir çarşamba günü
Terkedeceğim
Sonra başımı alıp
Perşembeye doğru gideceğim

Ümit Yaşar Oğuzcan



AŞKTI O


Aşktı o! Değiştiren tüm gecelerimi
Aşktı o! Beni durup yenileyen
Oydu, duygulu yapan hoyrat ellerimi
Oydu, dolu dizgin gidişime dur diyen

Bir bıçağın keskin yüzünde kan lekesiydim
Aşktı yine beni yıkayan, arıtan su
Böyle ak pak olacağımı bilir miydim?
İçimde açmasaydı o sevmek duygusu

Ben bir tutsağım şimdi sevgiye, gönüllü
Çözmeyin ellerimi, zincirlerim kalsın
Görsün prangalarım o doğacak günü

Ve bu dünyaya aşk dolu şiirlerim kalsın
Seninle her yerde güzel, her zaman yeni
İstemem, sensiz hatırlamasınlar beni.

Ümit Yaşar Oğuzcan



ACILAR DENİZİ

 

Ben acılar denizinde boğulmuşum
işitmem vapur düdüklerini , martı çığlıklarını
Dalgalar her gün bir başka kıyıya atar beni
Duyarım yosunların benim için ağladıklarını

Ölüyüm çoktan, bir baksana gözlerime
Gör, içindeki o kanlı cam kırıklarını
Bu ne karanlık , bu ne zindan gece böyle
Bütün gemiler söndürmüş ışıklarını

Ben acılar denizi olmuşum, yaklaşma
Sularım tuzlu, sularım zehir zemberek
Baksana; herkes içime dökmüş artıklarını

Bu karanlık bitse artık, bir ay doğsa
Bir deli rüzgar çıksa; alıp götürse
Yılların içimde bıraktıklarını...

Ümit Yaşar Oğuzcan


 

DAĞ RÜZGARI

 

Kaderde senden ayrı düşmek de varmış
Doğrusu bunu hiç düşünmemiştim..
Seni tanımadan
Hele seni böyle deli divane sevmeden
Yalnızlık güzeldir diyordum
Al başını, kaç bu şehirden
Ufukta bir çizgi gibi gördüğün dağlara
Rüzgarın iyot kokularını taşıdığı denizlere git
Git gidebildiğin yere git diyordum
Oysa ki, senden kaçılmazmış
Yokluğuna bir gün bile dayanılmazmış.
Bilmiyordum.

Yine de dayanmağa çalışıyorum işte
Bir kır çiçeği koparıyorum gözlerine benzeyen
Geçen bulutlara sesleniyorum ellerin diye
Rüzgar güzel bir koku getirmişse
Saçlarını okşayıp gelmiştir diyerek avunuyorum
Yaşamak seninle bir başka zamanı
Bir başka zamanda seni yaşamak
Her şeyden önce sen
Elbette sen
Mutlaka sen
İster uzaklarda ol
İster yanı başımda dur
Sen ol yeter ki bu zaman içinde
Ben olmasam da olur
Seni bir yumağa sarıyorum yıllardır
Bitmiyorsun
Çaresizliğim gün gibi aşikar
Su olup çeşmelerden akan güzelliğin
İnceliğin ışık yüzüme vuran
Sen güneş kadar sıcak
Tabiat kadar gerçek
Sen bahçelerde çiçekler açtıran
Sudan, havadan, güneşten yüce varlık
Sen, o tek sevgi içimde
Sen görebildiğim tek aydınlık

Bir nefeste benim için al
Havasızlıktan öldürme beni
Bulutlara, yıldızlara benim için de bak
Susadım diyorsam
Bir yudum su içmelisin
Ben yorulduysam sen uyumalısın
Ellerim sevilmek istiyor
Saçlarım okşanmak istiyor
Dudaklarım öpülmek istiyor
Anlamalısın.

Ağaçların yeşili kalmadı
Gökyüzünün mavisi yok
Bu dağlar o dağlar değil
Rüzgarında kekik kokusu yok
Kim bu çaresiz adam
Bu kan çanağı gözler kimin
Kaç gecedir uykusu yok
Gündüzü yok
Gecesi yok
Yok
Yok
Anladım
Sensiz yaşanmaz bu dünyada
İmkanı yok.


Ümit Yaşar Oğuzcan


 

BENİ UNUTMA

Bir gün gelir de unuturmuş insan
En sevdiği hatıraları bile
Bari sen her gece yorgun sesiyle
Saat on ikiyi vurduğu zaman
Beni unutma
Çünkü ben her gece o saatlerde
Seni yaşar ve seni düşünürüm
Hayal içinde perişan yürürüm
Sen de karanlığın sustuğu yerde
Beni unutma
O saatlerde serpilir gülüşün
Bir avuç su gibi içime, ey yar
Senin de başında o çılgın rüzgar
Deli esiverirse bir gün
Beni unutma
Ben ayağımda çarık, elimde asa
Senin için su yollara düşmüşüm
Senelerce sonra sana dönüşüm
Bir mahşer gününe de rastlasa
Beni unutma
Hala duruyorsa yeşil elbisen
Onu bir gün benim için giy
Saksıdaki pembe karanfilde çiğ
Ve bahçende yorgun bir kuş görürsen
Beni unutma
Büyük acılara tutuştuğum gün
Çok uzaklarda da olsan yine gel
Bu ölürcesine sevdiğine gel
Ne olur Tanrıya kavuştuğum gün
Beni unutma

Ümit Yaşar Oğuzcan



BEN EYLÜL SEN HAZİRAN

Bir eylüldü başlayan içimde
Ağaçlar dökmüştü yapraklarını
Çimenler sararmıştı
Rengi solmuştu tüm çiçeklerin
Gökyüzünü kara bulutlar sarmıştı
Katar gidiyordu kuşlar uzaklara
Deli deli esiyordu rüzgar
Dağılmıştı yazdan kalan ne varsa
Yaşanmamış bir mevsim gibiydi bahar

Neydi o bir zamanlar
Sevmişliğim, sevilmişliğim
O heyheyler, o delişmenlikler neydi
Ne bu kadere boyun eğmişliğim
Ne bu acıdan korlaşan yürek
Ne bu kurumuş nehir; gözyaşım
Önümdeki diz boyu karanlıklar da ne
Ne bu ardımdaki kül yığını; elli yaşım

Beni kötü yakaladın haziran
Gamlı, yıkık eylül sonuma
Bir ilk yaz tazeliği getirdin
Masmavi göğünle
Cana can katan güneşinle
Pırıl pırıl engin denizinle girdin içime
Çiçekler açtı dokunduğun
Çimler büyüdü yürüdüğün
Ve güller katmer oldu güldüğün yerde

Basımda senin kuşların kanat çırpıyor şimdi
Oldurduğun yemişlerin ağırlığından
Dallarım yere değiyor
Güneşi batmadan saçlarının
Bir dolunay doğuyor bakışlarından
Gün boyu senden bir meltem esiyor yanan alnıma
Uykusuz gecelerim seninle apaydınlık
Başım dönüyor, of başım dönüyor yaşamaktan
Ölebilirim artık

Ölme diyorsan; gitme kal öyleyse
Sarıl sımsıkı, tenim ol, beni bırakma
Baksana; parmak uçlarım ateş
Lavlar fışkırıyor göz bebeklerimden
Hadi gel, tut ellerimi, benimle yan
Benimle meydan oku her çaresizliğe
Benimle uyu, benimle uyan
Birlikte varalım on üçüncü aylara

Ümit Yaşar Oğuzcan


İKİNCİ MEKTUP

 
Aramak... Ömür boyunca aramak...
Yalniz seni aramak... Pasli teneke kutularda, küf kokan
dolaplarda, çerçevelerde, tenhalarda, agaç diplerinde,
sonra vapurlarda, trenlerde hep seni aramak.
Belki bu sehirde degilsin. Ne çikar? Seni ariyorum ya.
Belki de ayni sokakta evlerimiz, sabahlari
beni görüyorsun isime giderken.
Sonra aksami bekliyorsun, alacakaranligi...
Beni bekliyorsun ya da bir baskasini, bir baskasini...

Hiç gel demiyecegim sana. Aramak neredeyse
ben oradayim. Ayaklarim ne güne duruyor?
Yok yok birden karsima çikma.
Kaç, saklan. Seni aramak istiyorum.

Git bu sehirden haydi git. Daglara çik, o uzak daglara.
Rüzgârlarin kralliginda hüküm sür. Baktin ki oraya da
geldim, yine kaç. Basini al, açil denizlere.
Gemilerin en güzeli, en büyügü diledigin limana
götürmeli seni, diledigin yere demir atmali.
Ben küçük bir balikçi kayigi ile
pesinden gelsem yeter. Seni ariyorum ya !

Bir yil, bes yil, on yil degil; besikten mezara kadar
aramali insan ama ne aradigini bilmeli.
Yaklasip uzaklasmali aradigindan. Okyanus dalgalari
üstünde bir küçük tekne gibi alçalip yükselmeli.
Yalinayak kosmali yollarda, ayaklarini sivri taslar kesip
kanatmali. Çöllerden geçmeli yolu, yanmali kavrulmali.
Sonra gözün alabildigine ak, soguk ülkelere düsmeli.
Buzlar kirilmali ayaklarinin altinda,
üstüne kar yagmali.

Bir gün bulacaksam bile parça parça bulmaliyim seni.
Ayaklarini Afrika'dan getirip bir kâgit üzerine
yapistirmaliyim, saçlarin Sibirya'da bir mabudun
gözleri olmali, ellerin Italya'da bir heykelin elleri.
Bulsam da seni parça parça bulmaliyim.

Yine de bir yerin eksik kalmali.
Yeniden yollara düsmeliyim, onu aramaliyim.
Ve tam seni tamamladigim anda ölmeliyim.

Ümit Yasar Oguzcan