Blog nedir? . . . Kendi blogunu oluştur ;)

benim sayfam

Ekim 2007 tarihli yazilar (sayfa 1)Ekim 2007 tarihli diger ogeler resimler , videolar

MASAL

.
Masal bu ya, evvel zaman içinde
Payitahtda bir güzelce kız varmış

İnce, zayıf, çıtkırıldım bedende
Âlemin sığdığı yürek atarmış

Biçimli yüzünde kara gözleri
Alev alev, ışıl ışıl yanarmış

Bakışı etrafa yöneldiği an
Nice yürekleri çarpar, yakarmış

Her mevzuda az-çok bir şeyler bilir
Umulmadık meseleden anlarmış

Zerafette, incelikte, hünerde
Melekesi bir "prenses" kadarmış

Bahtı da gözleri kadar karanlık
Ve yılmadan mutluluğu ararmış

II.
Masal bu ya, evvel zaman içinde
Payitahtda bir de genç adam varmış

İşe gelir-gider sabah ve akşam
Kendi halinde bir hayat yaşarmış

Dünya ha var, ha yok onun gözünde
Bahar seli gibi çağlar, akarmış

"Efenin teki"ymiş şartsız, kayıtsız
Nerde akşam oldu; orda yatarmış

Güzelliğe meftun, güzele tutkun
Güzellere döner döner, bakarmış

Hiç bir başarıya varmamış amma
"Şair"miş, kendince şiir yazarmış

Şiiri de bahtı kadar karanlık
Ve yılmadan mutluluğu ararmış

III.
Masal bu ya, evvel zaman içinde
Günlerden bir günde, olmadık bir an

"Prenses"le "Şair" karşılaşmışlar
İkisini birden sarmış heyecan

"Aradığım budur" hayallemesi
Sanki biri canmış, biri de canan

Yüksek frekanslı iletişimler
Mesajlar savrulmuş, mesajlar yaman

Bir kırmızı gülmüş bağlantıları
Musiki ve şiir yumağı saran

"Hüzünle sarardı ümid goncası"
Andelip misali "Şair"de figan

"Sen miydin o" şaşkınlığı içinde
"İyi ki senmişsin" dönsün bu devran

Ve tutmuşlar mutluluğun ucundan
"Şair" gönül hayran, "Prenses" handan

IV.
Masal bu ya, evvel zaman içinde
Sıyırmış yükünü, atmış "Prenses"

Yıldızları gören gönül evinin
Üstüne kör çatı çatmış "Prenses"

Kapıyı kapatıp zor ve güzele
Fayda ve konforla yatmış "Prenses"

Bir bebek edinmiş oyuncakçıdan
Geri kalan ne var satmış "Prenses"

Bebek büyüdükçe artmış geliri
Servetine servet katmış "Prenses"

Bebek bahaneymiş, atlama taşı
Zulüm ve ihanet tatmış "Prenses"

Utanç ve gururdan bir çizgi çekmiş
Aşılmaz, geçilmez hatmış "Prenses"

Ve eskiyi uzak tutar bu çizgi
Sadece seyredip, şadmış "Prenses"

V.
Masal bu ya, evvel zaman içinde
Aşk denilen ecir esas hayatmış

Aşkın deryasında yüzmek zor iştir
"Prenses" üç fersah gitmeden batmış

Bu zamanda, sade sevda yeter mi?
Variyetsiz olmak bir kabahatmiş

Asude bir aşkın kahrı çekilmez
Maksadı, meramı tüm şatafatmış

Rahat şevk verir ki; meşk olsun aşkta
Tez ferah edinmiş, lüksü donatmış

Ya sevdası yalan, ya olan-biten
Hep kırmış, hep dökmüş, vurup kanatmış

En zayıf yerinden vurmuş "Şair"i
Günah silahıyla sarıp, kuşatmış

Amma ne hikmetdir bir yol dener ki
Meram; zühd-ü süluk.. yeni icatmış!

Ve "Şair"e ondan geriye kalan
Sahte gözyaşları, naylon feryatmış

Hani bittiydi ya bu tuhaf masal
"Şair" tabutundan kalem uzatmış

VI.
Masal bu ya, evvel zaman içinde
Mutlu devirlerin hep sonu vardır

Masalın sonunu yazmış "Prenses"
Kimbilir şu anda kimlere yardır

"Şair" sevgisinin kadrini bilmez
Yaptıkları kendisini inkârdır

Üç-beş dünyalığa tamah eyleyip
Bir gönlü katletmek ancak zarardır

Bazı zararları görmek güçse de
Albenisi, cazibesi ısrardır

On kişide olan umar hâlbuki
"Şair"de olanın biri kadardır

"Prenses", "Şair"i ihmal ettikçe
"Şair"in şiiri sırf intizardır

Çıkmaz bir sevdaya mesken edilmiş
Kitlemiş aşkını, kalbi mezardır

Ve ne olsa yapar bu deli "Şair"
Gayrı dünya onun gözüne dardır
...
Dedik ya masal bu üstünde durma
Her masalda iyi-kötü SON vardır.

Hünkâr Dağlı

İKİNCİ MEKTUP

Aramak... Ömür boyunca aramak...
Yalnız seni aramak... Paslı teneke kutularda, küf kokan
dolaplarda, çerçevelerde, tenhalarda, ağaç diplerinde,
sonra vapurlarda, trenlerde hep seni aramak.
Belki bu şehirde değilsin. Ne çıkar? Seni arıyorum ya.
Belki de ayni sokakta evlerimiz, sabahları
beni görüyorsun işime giderken.
Sonra akşamı bekliyorsun, alacakaranlığı...
Beni bekliyorsun ya da bir başkasını, bir başkasını...

Hiç gel demiyeceğim sana. Aramak neredeyse
ben oradayım. Ayaklarım ne güne duruyor?
Yok yok birden karşıma çıkma.
Kaç, saklan. Seni aramak istiyorum.
Git bu şehirden haydi git. Dağlara çık, o uzak dağlara.
Rüzgârların krallığında hüküm sür. Baktın ki oraya da
geldim, yine kaç. Başını al, açıl denizlere.
Gemilerin en güzeli, en büyüğü dilediğin limana
götürmeli seni, dilediğin yere demir atmalı.
Ben küçük bir balıkçı kayığı ile
peşinden gelsem yeter. Seni arıyorum ya !

Bir yıl, beş yıl, on yıl değil; beşikten mezara kadar
aramalı insan ama ne aradığını bilmeli.
Yaklaşıp uzaklaşmalı aradığından. Okyanus dalgaları
üstünde bir küçük tekne gibi alçalıp yükselmeli.
Yalınayak koşmalı yollarda, ayaklarını sivri taşlar kesip
kanatmalı. Çöllerden geçmeli yolu, yanmalı kavrulmalı.
Sonra gözün alabildiğine ak, soğuk ülkelere düşmeli.
Buzlar kırılmalı ayaklarının altında,
üstüne kar yağmalı.

Bir gün bulacaksam bile parça parça bulmalıyım seni.
Ayaklarını Afrika'dan getirip bir kâğıt üzerine
yapıştırmalıyım, saçların Sibirya'da bir mabudun
gözleri olmalı, ellerin İtalya'da bir heykelin elleri.
Bulsam da seni parça parça bulmalıyım.

Yine de bir yerin eksik kalmalı.
Yeniden yollara düşmeliyim, onu aramalıyım.
Ve tam seni tamamladığım anda ölmeliyim.

Ümit Yaşar Oğuzcan



BEN SENİ SEVDİM Mİ?

Ben seni sevdim mi? Sevdim, kime ne
Tuttum, ta içime oturttum seni
Aldım, okşadım saçlarını, öptüm
İçtim yudum yudum güzelliğini

Ben seni sevdim mi? Sevdim elbette
Bendeydi özlemlerin en korkuncu
Çıldırırdım sen ne kadar uzaksan,
Aşk değil, hiç doymayan bir şeydi bu

 

Ben seni sevdim mi? Sevdim doğrusu
Sevdikçe tamamlandım, bütünlendim
Biri vardı ağlayan gecelerce
Biri vardı sana tutkun; o bendim

Ben seni sevdim mi? Sevdim en büyük
En solmayan güller açtı içimde
Ömrümü değerli kılan bir şeydin
Sen benim boz bulanık gençliğimde

Ben seni sevdim mi? Sevdim, öyle ya
Bir çizgiye vardım seninle beraber
Ve bir gün orada yitirdim seni
Ben seni sevdim mi? Sevdim....


Ümit Yaşar Oğuzcan


 

66. SONE


Vazgeçtim bu dünyadan tek ölüm paklar beni,
Değmez bu yangın yeri, avuç açmaya değmez.
Değil mi ki çiğnenmiş inancın en seçkini,
Değil mi ki yoksullar mutluluktan habersiz,
Değil mi ki ayaklar altında insan onuru,
O kızoğlan kız erdem dağlara kaldırılmış,
Ezilmiş, horgörülmüş el emeği, göz nuru,
Ödlekler geçmiş başa, derken mertlik bozulmuş,
Değil mi ki korkudan dili bağlı sanatın,
Değil mi ki çılgınlık sahip çıkmış düzene,
Doğruya doğru derken eğriye çıkmış adın,
Değil mi ki kötüler kadı olmuş Yemen' e
Vazgeçtim bu dünyadan, dünyamdan geçtim ama,
Seni yalnız komak var, o koyuyor adama.

William SHAKESPEARE

Çeviri:Can Yücel


 

MERDİVEN

Ağır ağır çıkacaksın bu merdivenlerden
Eteklerinde güneş rengi bir yığın yaprak
Ve bir zaman bakacaksın semaya ağlayarak

Sular sarardı yüzün perde perde solmakta
Kızıl havaları seyret ki akşam olmakta

Eğilmiş arza kanar muttasıl kanar güller
Durur alev gibi dallarda kanlı bülbüller
Sular mı yandı neden tunca benziyor mermer

Bu bir lisan-ı hafidir ki ruha dolmakta
Kızıl havaları seyret ki akşam olmakta

 

Ahmet Haşim


UNUTMAK YOK

Bunca zamandır nerede olduğumu soracak olursan
'Oldu birşeyler' demeliyim
oturmalıyım bir taşa
kararan dünyada,
kendini yemiş bitirmiş bir nehirde.
Korumasını bilmiyorum yitirdiklerini kuşların
Geride bıraktığım denizi
ya da çığlığını kızkardeşimin.
Nedir bu toprağın zenginliği?
Gün neden günle kapanıyor?
Neden karanlık gece çalkalanıyor ağzımda?
Ve ölüm neden?

Nereden geldiğimi sormayacak mısın?
Anlatayım sana;
Kırık şeyleri
Acılı kapları
Sık sık tozlanan koca sığırları
ve tutulu kalbimi.

Bunlar ne belleğimizde uyanan sarı güvercinler,
ne de anılardır kuşaktan kuşağa akan.
Ağlayan yüzlerdir bunlar,
Parmaklardır gırtlağımızdaki,
ve toprağa düşen yapraklardır.
Yiten günün karanlığıdır.
Yeşertir kaleleri hüzünlü kanımızdaki.

İşte menekşeler ve işte kırlangıçlar,
Sevdiğim her şey
Tatlı mesajlar veren günbegün
açıkta zaman
tatlılığı artan.
Kaçamayız biz; Dişlerimizin arasından:
Neden kemiriyor boşa giden zaman
sessizlik kabuğunu?
Ne yanıt vereceğimi bilmiyorum.

O kadar çok ki ölümüz
Ve o kadar çok ki kızıl güneş önünde setler
Ve o kadar çok ki çarpık kabuklu başlar
Ve o kadar çok ki öpücüklerimizi engelleyenler
Ve o kadar çok ki unutmak istediklerim.
 

Pablo Neruda


YAPRAK DÖKÜMÜ

elli bin şiir roman filan okudum yaprak dökümünü anlatır
elli bin filim seyrettim yaprakların dökümünü gösterir
elli bin kere gördüm yaprak dökümünü
düşüşlerini sürünüşlerini çürüyüşlerini yaprakların
elli bin kere duydum ölü hışırtılarını kunduramın altında
avucumda ve parmaklarımın ucunda
ama yaprak dökümüne rastlamak yine de burar içimi
hele bulvarlarda yaprak dökümüne
hele kestaneyseler
hele çocuklar geçiyorsa oralardan
hele güneşliyse hava
hele iyi bir haber almışsam o gün dostluk üstüne
hele o gün sancımıyorsa yüreğim
hele sevdiğimin beni sevdiğine inanıyorsam o gün
hele o gün insanlarla ve kendimle aram iyiyse yaprak
dökümüne rastlamak burar içimi
hele bulvarlarla yaprak dökümüne
hele kestaneyseler.

Nazım Hikmet Ran


HERKES VE BİRKAÇ KİŞİ


Yağmur Herkese Yağar
Güneş Isıtır Herkesi
Mevsimler Herkes İçindir
Yalnız Çığ Altında Kalan
Sele Kapılan Her Zaman Birkaç Kişi

Herkes İçindir Aşk Da Ayrılık Da
Yalnızca Birkaç Kişi Ölür Acıdan
Eskiden Ölümle Tartılırdı Ayrılık
Kiminin Hayatı Yalnızca Unutkanlıktan

Her Şey, Herkes İçin Değildir Oysa
Kimi Hiçbirşey Ögrenmez Karanlıktan
Yalnızlığı Kullanmayı Bilmez Kimi
Kimi Ayrılamaz Karanlıktan

Yağmur Herkese Yağar
Ama Çok Az İnsan Tutar Yağmurun Ellerini
Onca Şarkı Onca Film Onca Roman
Ama Sevmeye Yetmez Herkesin Kalbi

Çığ Altında Kalan Sele Kapılan
Aşktan Ve Acıdan Ölen
Birkaç Kişi Dünyayı Başka Bir Yer Yapmaya Yeter
Aslında Onların Hikayesidir Anlatılan
Diğerleri Dinler, Seyreder, Geçer Gider
Geçer Gider Herkes
Hikayelerdir Geriye Kalan.

Murathan Mungan


HER GÜN SENİNLE

Güzel olan
her günü seninle tekrar tekrar yaşamak
erimek yarını olmayan zamanlarda
durdurmak bir yerde bütün saatleri
bütün kuralları kırıp parçalamak
sonra varmak o yerlere
mevsimlere dur demek
kar yağarken çiçek açtırmak ağaçlara
güneşi bir akşam saatinde tutup bırakmamak
sonra doldurmak ayışığını kadehlere
delicesine içmek
ve unutabilmek her şeyi ansızın
sevmek seni en yücesiyle sevgilerin
birlikte geçmiş, gelecek bütün çağları aşmak
güzel olan
sevmek seni Tanrılar gibi
seninle Tanrılaşmak

Bir gün bu akan sele dur diyeceğim
göreceksin
ne bu şehirler kalacak
ne bu duygusuz sürü
bu korkunç kalabalık
her vapur seni getirecek bana
bütün istasyonlarda seni bekleyeceğim
kapılar sana açılacak
senin için söylenecek şarkılar
şiirler senin için yazılacak
her evde bir resmin
her meydanda bir heykelin olacak
ve sen kimi gün bir rüzgar gibi
kimi gün denizler gibi, bulutlar gibi
kopup ötelerden, ötelerden
yalnız bana geleceksin
bir gün bu akan sele dur diyeceğim
göreceksin


Ümit Yaşar Oğuzcan



BOŞUNA

Sen yoksun
Boşuna yağıyor yağmur
Birlikte ıslanamayacağız ki

Boşuna bu nehrin
Çırpınıp pırpırlanması
Kıyısında oturup göremeyeceğiz ki

Uzar uzar gider
Boşuna yorulur yollar
Birlikte yürüyemeyeceğiz ki

Özlemler de ayrılıklar da boşuna
Öyle uzaklardayız
Birlikte ağlayamayacağız ki

Seviyorum seni boşuna
Boşuna yaşıyorum
Yaşamı bölüşemeyeceğiz ki

Aziz Nesin